Paydaşlıktan Çıkarma Davası: Hisseli Taşınmazda Ortak Çıkarılabilir mi?

Hisseli taşınmazda bir ortağın çıkarılması mümkündür; ancak anlaşmazlık yaşanması tek başına yeterli değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 696. maddesi, yükümlülüklerini ağır biçimde ihlal ederek paylı mülkiyet ilişkisinin sürdürülmesini diğer paydaşlar için çekilmez hâle getiren kişinin mahkeme kararıyla çıkarılmasını düzenler. Çıkarma, diğer hissedarların kendi aralarında karar vererek tapuyu değiştirmesi veya kişiyi taşınmazdan zorla uzaklaştırması anlamına gelmez.
Paydaşlıktan çıkarma davası düşünülüyorsa ilk iş, güncel tapu kaydını ve kullanım düzenini incelemektir. Ardından somut ihlaller, dava açma çoğunluğu, daha sınırlı çözümlerin yeterliliği ve çıkarılması istenen payın bedeli değerlendirilmelidir. Özellikle yüksek değerli arsa, ticari bina veya gelir getiren taşınmazlarda, hukuki talep kadar bedelin karşılanabilmesi de belirleyicidir.
Bu rehber paylı mülkiyete odaklanır. Şirket ortağının çıkarılması, mirasçılıktan çıkarma ve kat malikinin bağımsız bölümünün devri farklı kurallara tabidir. Taşınmazın günlük dilde “ortak mal” olarak adlandırılması, bütün bu yolların aynı şekilde uygulanacağı anlamına gelmez.
Paydaşlıktan çıkarma davası nedir?
Paylı mülkiyette bir taşınmaz birden fazla kişiye belirli oranlarla aittir. Pay oranı, taşınmazın belirli bir odasının veya köşesinin tek başına mülkiyetini vermez. Kullanım anlaşması ya da başka hukuki düzenleme bulunmadığında, her paydaşın yararlanma hakkı diğerlerinin haklarıyla birlikte değerlendirilir.
TMK m.696, bu ortaklık ilişkisindeki ağır ihlallere yönelik özel bir müdahale imkânıdır. Amaç, sıradan fikir ayrılıklarını cezalandırmak değil, sürdürülmesi çekilmez hâle gelen paydaşlık ilişkisini kanundaki yöntemlerle çözmektir. Mahkeme hem ihlalin ağırlığını hem de çıkarılmak istenen kişinin mülkiyet hakkını gözetir.
Dayanak hüküm Türk Medeni Kanunu’nun 696. maddesidir. Kullanım hakkı için 693, giderler için 694 ve ortaklığın genel olarak sona erdirilmesi için 698 ile 699. maddeler birlikte okunmalıdır. Böylece hangi sorunun hangi taleple çözüleceği belirlenebilir.
Hisseli tapuda ortağın çıkarılmasının şartları nelerdir?
Paydaşlık yükümlülüklerinin ağır ihlali bulunmalıdır
Bir paydaşın davranışının rahatsız edici bulunması ile kanunun aradığı ağır ihlal aynı değildir. Taşınmazın kullanımını etkileyen olayların niteliği, süresi, yoğunluğu ve diğer paydaşlara sonuçları somutlaştırılmalıdır. Tek bir olayın yeterliliği de olayın ağırlığına göre değerlendirilir; her dosyada aynı sayıda ihtar veya aynı sayıda tekrar aranmaz.
Kanun yalnız kişinin kendi davranışını düzenlemez. Taşınmazın kullanımını bıraktığı veya fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin davranışları da ilgili koşullar içinde değerlendirmeye alınabilir. Bununla birlikte üçüncü kişinin her eylemi otomatik olarak paydaşa yüklenemez. Kullanım ilişkisinin ve sorumluluğun bağlantısı kurulmalıdır.
İhlal, ortaklığın devamını çekilmez hâle getirmelidir
Ağır ihlal ile birlikte, paylı mülkiyet ilişkisinin devamının diğer paydaşların tamamı veya bir kısmı bakımından çekilmez olması gerekir. Bu sonuç yalnız dilekçede kullanılan ifadelerle ispatlanmaz. Kullanımın fiilen engellenmesi, gelirden yararlanmanın durumu, önceki çözüm girişimleri ve taşınmaz üzerindeki etkiler birlikte incelenir.
Bu nedenle “onunla anlaşamıyoruz” açıklaması yerine olayın tarihi, yapılan davranış, ihlal edilen hak ve ortaya çıkan sonuç yazılmalıdır. Karşı tarafın savunması da önemlidir. Diğer paydaşların geçerli bir kullanım anlaşmasına aykırı talepte bulunması, çıkarma isteğinin değerlendirilmesini değiştirebilir.
Her anlaşmazlık paydaşlıktan çıkarma sebebi olur mu?
Hayır. Hisse satışına razı olmamak, teklif edilen fiyatı düşük bulmak veya önerilen bir inşaat sözleşmesini imzalamamak tek başına ağır ihlal anlamına gelmez. Paydaşın mülkiyet hakkını korumak için hukuki itirazda bulunması da kendiliğinden çıkarma sebebi oluşturmaz. Hakkın kullanılması ile hakkın kötüye kullanılması birbirinden ayrılmalıdır.
Örnek: Bir arsanın çoğunluk payına sahip kişiler belirli bir müteahhitle anlaşmak istemektedir. Diğer paydaş sözleşmedeki teminatları yetersiz bulur. Sırf bu nedenle imza atmaması, TMK m.696 kapsamında payının zorla alınmasına yeterli kabul edilemez.
Aynı şekilde bir ortağın telefonlara cevap vermemesi veya adresinin bilinmemesi, ağır ihlalin ispatı yerine geçmez. Böyle bir durumda temsil, tebligat ve ortaklığın giderilmesi seçenekleri araştırılır. Bu ayrımın ayrıntıları hisseli taşınmazda diğer malike ulaşılamaması konulu yazıda ele alınmaktadır.
Taşınmazı tek başına kullanan hissedar çıkarılabilir mi?
Taşınmazı fiilen tek kişinin kullanması her zaman hukuka aykırılık göstermez. Diğer paydaşların rızası, daha önce yapılan kullanım anlaşması, taşınmazın niteliği ve yararlanma talepleri incelenmelidir. Özellikle uzun süredir devam eden kullanım düzeninde, önce bu düzenin hukuki temeli belirlenmelidir.
Diğer hissedarların kullanımının engellenmesi hâlinde müdahalenin önlenmesi, kullanım biçiminin belirlenmesi veya koşulları varsa ecrimisil talebi gündeme gelebilir. Bu taleplerin bulunması, çıkarma davasının mutlaka kabul edileceği anlamına gelmez. Daha sınırlı bir hukuki koruma ile sorun çözülebiliyorsa bu durum ayrıca değerlendirilir.
Örnek: Ortak kullanılan bir ticari binanın girişini kapatan paydaşın davranışı nedeniyle diğer maliklerin bağımsız faaliyetleri aksar. Önce kullanım hakkının kapsamı, kapatmanın nedeni ve erişimin nasıl sağlanabileceği araştırılır. Tek başına kapının fotoğrafı, bütün çıkarma şartlarının gerçekleştiğini göstermeyebilir.
Dava için pay ve paydaş çoğunluğu nasıl değerlendirilir?
TMK m.696, aksi kararlaştırılmadıkça dava açılmasını pay ve paydaş çoğunluğuyla karar verilmesine bağlar. Bu iki unsur birlikte ele alınmalıdır. Yalnız taşınmazın büyük bölümüne sahip olmak veya yalnız çok sayıda kişinin aynı görüşte olması yeterli görülmemelidir.
Dava hazırlığında güncel tapu payları, paydaşların kimlikleri, pay devri ve ölüm gibi değişiklikler ile mevcut anlaşmalar incelenir. Çoğunluk hesabının hangi kişiler ve paylar üzerinden yapılacağı, uyuşmazlığın taraf yapısıyla birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle iki kişilik ortaklıklarda veya eşit paylarda genel bir yüzde varsayımıyla hareket etmek sakıncalıdır.
Kararın hangi taşınmaz ve hangi davranışlar için alındığı açıkça belgelenmelidir. İmzalı bir metin hazırlanması, sonradan “yalnız satışa onay vermiştim” şeklindeki uyuşmazlıkları azaltabilir. Ancak imza toplanması, kanundaki ağır ihlal ve çekilmezlik şartlarının ispatı yerine geçmez.
Çıkarılan paydaşın hissesi bedelsiz mi alınır?
Hayır. Paydaşlıktan çıkarma, payın ceza olarak diğer kişilere karşılıksız verilmesi değildir. Kanun, malın yapısına ve diğer paydaşların taleplerine bağlı bir sıra öngörür. Çıkarma isteminin haklı görülmesi, bütün taşınmazın otomatik olarak davacıya geçmesi sonucunu doğurmaz.
Payı karşılayan bölüm ayrılabiliyorsa
Önce çıkarılacak paydaşın payını karşılayacak kısmın maldan ayrılabilmesi değerlendirilir. Ayrılma mümkünse ilgili bölüm çıkarılan paydaşa özgülenebilir. Bu kişi ayrı bölümün sahibi olurken ortaklık ilişkisi o kişi bakımından sona erer. Fiziksel olarak bir çizgi çekilebilmesi tek başına yeterli değildir.
İmar durumu, parsel yapısı, taşınmazın niteliği ve bölünmeye ilişkin diğer yasal sınırlamalar dikkate alınmalıdır. Teknik inceleme ve ilgili kurumlardan alınacak bilgiler bu nedenle önem taşır. Özellikle üzerinde yapı bulunan ticari taşınmazlarda, bölünmenin hukuken ve ekonomik olarak uygulanabilirliği ayrıca araştırılır.
Aynen ayırma mümkün değilse
Payın kendilerine devrini isteyen paydaş veya paydaşların bu talebi çıkarma istemiyle birlikte ileri sürmeleri gerekir. Kanun burada dava tarihindeki değeri esas alır. Mahkeme hüküm vermeden önce belirleyeceği uygun süre içinde pay değerinin ödenmesine veya belirlenen yere yatırılmasına karar verir.
Bu yüzden dava dilekçesini yalnız “ortaklıktan çıkarılsın” talebiyle hazırlayıp payı satın alma konusunu sonraya bırakmak risklidir. Hangi paydaşın neyi talep ettiği, finansman imkânı ve değerleme incelemesi başlangıçta planlanmalıdır. Bedelin yatırılması da tek başına davanın kazanılması anlamına gelmez; diğer şartlar yine incelenir.
Payı devralmak isteyen yoksa
Aynen ayırma mümkün değil ve payı isteyen başka paydaş da bulunmuyorsa, mahkeme davalıya payını devretmesi için süre verir. Bu süre içinde devir olmazsa ilgili payın açık artırmayla satışı gündeme gelir. Bu düzenleme, her olayda taşınmazın tamamının satılacağı şeklinde anlaşılmamalıdır.
Satışın kapsamı, pay üzerindeki haklar ve kararın uygulanması ayrıca ele alınmalıdır. Haciz veya ipotek gibi kayıtların bulunduğu dosyalarda bunların nasıl etkileneceği incelenmeden “temiz tapu elde edilir” şeklinde bir sonuç çıkarılamaz. Tapu takyidatları ekonomik planın önemli bir parçasıdır.
Pay bedeli nasıl belirlenir ve dava maliyeti nasıl planlanır?
Payın değerlemesi yalnız internet ilanlarına bakılarak yapılamaz. Taşınmazın konumu, imar durumu, kullanım niteliği, yapıların durumu ve hukuki sınırlamalar dikkate alınır. Dava tarihinin esas alınması, karşılaştırmada kullanılan verilerin de bu tarihle bağlantısının açıklanmasını gerektirir.
Bilirkişi raporunda yanlış pay oranı, yanlış yüzölçümü veya taşınmazla karşılaştırılamayan emsaller bulunabilir. İtirazlar genel hoşnutsuzluk şeklinde değil, hesap veya yöntem hatasını göstererek yapılmalıdır. Mahkemenin bildirdiği süreler izlenmeli, raporun açıklığa kavuşturulması gereken noktaları somutlaştırılmalıdır.
Harç, tebligat, keşif, bilirkişi ve temsil giderleri ile pay bedeli birbirinden farklıdır. Yalnız dava açma giderini karşılayabiliyor olmak, pay devrini ekonomik olarak sürdürebilmek anlamına gelmez. Talebin reddi hâlinde yargılama gideri ve koşulları oluşan karşı taraf vekâlet ücreti riski de değerlendirilmelidir.
Paydaşlıktan çıkarma ile ortaklığın giderilmesi arasındaki fark nedir?
Ortaklığın giderilmesinde genel amaç, ortak mülkiyetin paylaşma veya satış yoluyla sona erdirilmesidir. Paydaşlıktan çıkarmada ise belirli bir paydaşın ağır ihlali temel alınır. Birinci yol için mutlaka diğer kişinin ağır kusurlu davranışını göstermek gerekmezken, ikinci yolun özel maddi şartları vardır.
Bu ayrım, “taşınmaz satılmasın ama sorun çıkaran kişinin ortaklığı sona ersin” diyen malik açısından önemlidir. Böyle bir hedef hukuken mümkün seçeneklerden biri olabilir; ancak karşı tarafın payının düşük bedelle zorla alınabileceği anlamına gelmez. Kanuni şartlar ve ödeme düzeni korunur.
Taşınmazın bütünü bakımından paylaşma çözümü aranıyorsa ortaklığın giderilmesi davasının şartları ayrıca değerlendirilmelidir. Aynı vakıaya birden fazla dava adı yazmak, talepler arasındaki usul ve görev farklılıklarını kendiliğinden çözmez.
Görevli ve yetkili mahkeme ile arabuluculuk nasıl belirlenir?
Mahkeme seçimi
Paydaşlıktan çıkarma uyuşmazlığı, ortaklığın giderilmesiyle bağlantılı özel bir mülkiyet uyuşmazlığıdır. Uygulamada sulh hukuk mahkemesi görevi çerçevesinde ele alınır. Hâkimler ve Savcılar Kurulunun yayımladığı bölge adliye mahkemesi iş bölümü kararlarında da paydaşlıktan çıkarma, TMK m.696–699 kapsamındaki paylaşma uyuşmazlıklarıyla birlikte sınıflandırılmıştır.
Bununla birlikte istinaf daireleri arasındaki iş bölümü kararı, tek başına ilk derece görev kuralının yerine geçmez. Dilekçede gerçekte çıkarma mı, müdahalenin önlenmesi mi, alacak mı yoksa başka bir talep mi bulunduğu ayrı incelenmelidir. Taşınmazın mülkiyetini değiştirebilecek talepte, HMK m.12 uyarınca taşınmazın bulunduğu yerin kesin yetkisi dikkate alınır.
Arabuluculuk kontrolü
6325 sayılı Kanun’un 18/B maddesi, taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda dava öncesi arabuluculuğu düzenler. Paydaşlıktan çıkarma talebinin bu kapsamla ilişkisi, istemin hukuki niteliği ve birlikte ileri sürülen talepler dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
Bu nedenle yalnız davanın adına bakarak “kesinlikle arabuluculuk gerekmez” sonucuyla doğrudan dava açılmamalıdır. Dava öncesi süreçte çıkarma, payın devri ve varsa paylaşma istemlerinin tamamı açıkça değerlendirmeye alınmalıdır. Arabulucuda anlaşma yapılırsa taşınmaz devrine ilişkin şekil ve icra edilebilirlik şartları da ayrıca kontrol edilir.
Hangi deliller hazırlanmalıdır?
Delil çalışması iki ayrı soruya cevap vermelidir: Davacı hangi mülkiyet hakkına dayanıyor ve karşı tarafın hangi davranışı bu hakkı ağır biçimde ihlal ediyor? Tapu kaydı birinci sorunun merkezindedir. İkinci soru ise olayın niteliğine göre yazışma, tutanak, inceleme ve tanık anlatımlarıyla desteklenir.
- Güncel tapu kaydı, pay oranları ve taşınmaz üzerindeki sınırlamalar alınmalıdır.
- Kullanım ve yönetim anlaşmaları, varsa önceki mahkeme kararları toplanmalıdır.
- İhlallerin tarih sırası hazırlanmalı; her olayın karşısına delili yazılmalıdır.
- İhtarlar, teslim belgeleri, gelir ve gider kayıtları korunmalıdır.
- Tanıkların hangi olayı doğrudan gördüğü belirlenmelidir.
- Mevcut durum değişebilecekse delil tespiti ihtiyacı değerlendirilmelidir.
Birbirini tekrar eden yüzlerce mesaj yerine, iddia ile bağlantısı açık ve bütünlüğü korunmuş kayıtlar daha kullanışlı olabilir. Ancak bağlamı değiştirecek kesme, tarihleri gizleme veya belge üzerinde değişiklik yapma yoluna gidilmemelidir. Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller ayrıca sorun oluşturabilir.
İhtar, delil tespiti ve ihtiyati tedbir ne işe yarar?
İhtar, hangi davranışa itiraz edildiğini ve hangi çözümün istendiğini belgelemeye yardımcı olabilir. TMK m.696 metni her dosya için sabit sayıda noter ihtarı şartı öngörmez. Bununla birlikte kullanım anlaşması ve olayın yapısı, önce uyarı yapılmasının değerlendirmedeki önemini değiştirebilir.
Delil tespiti, sonradan kaybolabilecek veya elde edilmesi güçleşebilecek mevcut durumun kayıt altına alınmasını amaçlar. İhtiyati tedbir ise uyuşmazlık sürerken hakkın elde edilmesini zorlaştırabilecek değişikliklere karşı geçici koruma sağlayabilir. İkisi de davanın esasının baştan kazanıldığı anlamına gelmez.
Tedbir talebinde hangi taşınmaz payının, hangi işlem veya zarar riski nedeniyle korunması istendiği açıklanmalıdır. Mahkeme gereklilik, ölçülülük, yaklaşık ispat ve teminat koşullarını değerlendirir. Her çıkarma davasında bütün taşınmaza otomatik satış yasağı konulacağı varsayılmamalıdır.
Dava açmak için kısa bir süre var mı?
TMK m.696 metninde çıkarma talebi için bütün olaylara uygulanacak tek bir aylık veya yıllık özel başvuru süresi belirtilmemiştir. Buradan “beklemenin hiçbir etkisi olmaz” sonucu çıkarılamaz. Olayların güncelliği, ilişkinin devamı, değişen tapu kayıtları ve delillerin korunması önemlidir.
Aynı dosyayla bağlantılı para alacakları, tazminat veya başka haklar kendi sürelerine tabidir. Dava içinde verilen delil sunma, rapora itiraz ve bedel yatırma süreleri de ayrıca izlenmelidir. Başka bir dava türünde duyulan süreyi paydaşlıktan çıkarma talebine aynen uygulamak güvenilir değildir.
Acil risk her zaman kanunda birkaç günlük dava süresi bulunmasından doğmaz. Ortak taşınmazın zarar görmesi, kullanımın engellenmesi veya delillerin kaybolması da gecikmeksizin hukuki değerlendirme gerektirebilir. Başvurunun amacı, ihtiyaç duyulan korumaya uygun biçimde belirlenmelidir.
Yargıtay kararında ortaklığın korunması yaklaşımı
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 21.09.2020 tarihli, 2018/5428 E., 2020/5211 K. sayılı kararı, müdahalenin önlenmesi ve ortak kullanımın zamana göre düzenlenmesi uyuşmazlığına ilişkindir. Kararda paylı mülkiyet ilişkisinin korunması, kullanımın yer veya zaman bakımından düzenlenmesi ve ortaklığın sona ermesinin son çare niteliği açıklanmaktadır.
Bu karar doğrudan bir paydaşlıktan çıkarma talebinin kabul edildiği karar olarak sunulmamalıdır. Okuyucu açısından önemi, kullanım sorununun her zaman mülkiyet ilişkisinin sona erdirilmesini gerektirmediğini göstermesidir. Somut taşınmazda daha sınırlı çözümün yeterli olup olmadığı araştırılmalıdır.
Kararın künyesi resmî Adalet Bakanlığı kaynağından kontrol edilmiştir. 2020 tarihli kararın yakın zamanda erişilebilir olması, onu 2026 tarihli yeni bir karar yapmaz. Bu içerikte doğrulanmamış yeni karar numarası veya bütün dosyalar için sonuç garantisi kullanılmamaktadır.
Miras kalan taşınmazda aynı dava açılabilir mi?
Önce tapudaki mülkiyet türü belirlenmelidir. Mirasçılar taşınmazı elbirliği mülkiyetiyle tutuyorsa, her mirasçının o taşınmaz üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği belirli bir payı bulunduğu varsayılamaz. Miras ortaklığının yönetimi, temsili ve paylaşılması ayrı kurallara bağlıdır.
Taşınmaz paylı mülkiyete dönüşmüşse farklı bir değerlendirme yapılabilir. Ancak mirasçılar arasında geçimsizlik bulunması, mirasçılıktan çıkarma ile paydaşlıktan çıkarmayı aynı hâle getirmez. Tapu kaydı ve mirasçılık belgeleri görülmeden yalnız aile içindeki unvanlara dayanılarak dava yolu seçilmemelidir.
Ceza şikâyeti tapudaki payı değiştirir mi?
Olaylarda tehdit, zarar verme veya başka bir suç iddiası bulunabilir. Bu durumda ceza soruşturması ile mülkiyet uyuşmazlığı ayrı amaçlarla yürür. Savcılığa başvurulması, kişinin payının kendiliğinden diğer maliklere geçmesine neden olmaz. Hukuk davasının talepleri ve şartları ayrıca oluşturulmalıdır.
Ceza dosyasındaki belgeler somut olayın aydınlatılmasına yardımcı olabilir; buna karşılık yalnız şikâyet edilmiş olması iddianın ispatlandığını göstermez. Aynı şekilde imar veya yapı güvenliğine ilişkin idari işlem, tapudaki ortaklığı kendiliğinden sona erdirmez. Farklı süreçlerin sonuçları birbirine karıştırılmamalıdır.
Sık sorulan sorular
Çoğunluk kararı alırsak tapudan ortağı sildirebilir miyiz?
Hayır. Çoğunluk, kanundaki koşullar içinde dava açma kararı bakımından önemlidir. Ağır ihlal, çekilmezlik ve çıkarma yöntemi mahkemece değerlendirilir. Paydaşlar kendi kararlarıyla diğer kişinin tapu kaydını ortadan kaldıramaz.
Ortak masrafları ödemeyen hissedar mutlaka çıkarılır mı?
Hayır. Giderin niteliği, paydaşa düşen miktar, ödeme yükümlülüğü ve ihlalin ağırlığı incelenir. Öncelikle alacağın tahsili gibi daha sınırlı yollar uygun olabilir. Her ödeme uyuşmazlığı çıkarma şartlarını oluşturmaz.
Hissesini almaya yetecek param yoksa dava anlamsız mı?
Kanunda aynen ayırma ve koşulları varsa payın satışına ilişkin seçenekler de vardır. Ancak davanın amacı başka payın kendi adınıza tesciliyse bedel ihtiyacı başlangıçta değerlendirilmelidir. Hukuki hedef ile ekonomik imkânın uyumlu olması gerekir.
Dava devam ederken kilidi değiştirebilir miyim?
Dava açılmış olması diğer paydaşın haklarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Fiilî müdahaleler yeni uyuşmazlıklara yol açabilir. Kullanımın korunması gerekiyorsa somut olaya uygun mahkeme tedbiri veya başka hukuki koruma yolu değerlendirilmelidir.
İstanbul’daki bir taşınmaz için başka şehirde dava açılır mı?
Taşınmazın aynına ilişkin veya mülkiyette değişiklik doğurabilecek taleplerde taşınmazın bulunduğu yerin kesin yetkisi dikkate alınır. İstanbul gayrimenkul uyuşmazlıklarında da yalnız tarafın yaşadığı şehir esas alınmaz; parselin bulunduğu adli yargı çevresi belirlenir.
Sonuç: Dava öncesinde hangi sıra izlenmeli?
Paydaşlıktan çıkarma davasında doğru başlangıç, karşı tarafa yönelik genel suçlamalar değil, taşınmazın mülkiyet yapısı ve somut ihlallerin ortaya konulmasıdır. Tapu, kullanım anlaşmaları, çoğunluk kararı ve deliller birlikte incelenmeli; payın devri isteniyorsa bu talep başlangıçtan itibaren doğru kurulmalıdır.
İkinci aşamada aynen ayırma ihtimali, payın dava tarihindeki değeri ve ödeme planı değerlendirilir. Mahkeme, arabuluculuk, geçici koruma ve bağlantılı alacak talepleri aynı hazırlık içinde ele alınmalıdır. Böylece sorunun kullanım düzenlemesiyle mi, belirli paydaşın çıkarılmasıyla mı, yoksa genel paylaşmayla mı çözülebileceği daha sağlıklı belirlenir.
Kaynaklar ve kontrol tarihi
İlgili mevzuat metinleri ve aşağıdaki karar kaydı 20 Ekim 2026 tarihinde kontrol edilmiştir. Kaynakça, bu yazının kapsamındaki hükümlerle sınırlıdır.
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, özellikle m.688–703.
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, görev, kesin yetki, delil tespiti ve ihtiyati tedbir hükümleri.
- 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, özellikle m.17/B ve 18/B.
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 21.09.2020, 2018/5428 E., 2020/5211 K.
- HSK tarafından yayımlanan Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi iş bölümü kararı, paydaşlıktan çıkarma uyuşmazlıklarının sınıflandırılması. İlk derece görev hükmünün yerine geçmez.
Bu yazı genel hukuki bilgilendirme içindir. Tapu kaydı, anlaşmalar, olaylar ve deliller incelenmeden bir paydaşın çıkarılabileceği veya payın devralınabileceği konusunda kesin sonuç verilemez.

