İnanç, Düşünce ve Kanaat Hürriyetini Engelleme Suçu (TCK 115)

İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçu, TCK m.115‘te düzenlenir ve Anayasa ile güvence altına alınan din ve vicdan özgürlüğünü korur. Bir kimseyi cebir veya tehditle inancını açıklamaya, değiştirmeye zorlamak ya da açıklamasını engellemek; dini ibadet veya ayinleri engellemek; inançtan kaynaklanan yaşam tarzı tercihlerine müdahale etmek bu suçu oluşturur ve 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası gerektirir. Silahla veya birden fazla kişiyle işlenmesi cezayı artırır. Bu hassas davalarda hak kaybı yaşamamak için uzman ceza avukatından hukuki destek alın.
Madde Metni
Madde 115 – (1) Cebir veya tehdit kullanarak, bir kimseyi dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya veya değiştirmeye zorlayan ya da bunları açıklamaktan, yaymaktan meneden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2)(Değişik: 2/3/2014-6529/14 md.)Dini inancın gereğinin yerine getirilmesinin veya dini ibadet veya ayinlerin bireysel ya da toplu olarak yapılmasının, cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla engellenmesi hâlinde, fail hakkında birinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.
(3)(Ek: 2/3/2014-6529/14 md.)Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir kimsenin inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzına ilişkin tercihlerine müdahale eden veya bunları değiştirmeye zorlayan kişiye birinci fıkra hükmüne göre ceza verilir.
Maddenin anlaşılmasındaki kilit nokta, üç fıkranın korunan değer ve hareket repertuvarı bakımından kademeli olarak genişlemesidir. Birinci fıkra yalnızca cebir ve tehdidi araç olarak kabul ederken, ikinci ve üçüncü fıkralar “hukuka aykırı başka bir davranışı da kapsama dahil eder. Bu fark tesadüfi değildir: kanun koyucu, dini pratik ve yaşam tarzına yönelik engellemenin çoğu zaman doğrudan fiziksel zorlama yerine dolaylı, idari ya da örtülü yöntemlerle gerçekleştiğini gözeterek korumayı bu alanlarda bilinçli olarak genişletmiştir.
1. Maddi Unsur
TCK 115’in maddi unsuru tek bir kalıba sığmaz; her fıkranın koruduğu hukuki değer farklı olduğu için maddi unsur da fıkra bazında çözümlenmelidir.
Birinci fıkra – iç forumun korunması. Birinci fıkra, hukukun “forum internum” (iç forum) dediği alanı, yani kişinin zihninde taşıdığı inanç ve kanaatini korur. Koruma iki yönlüdür ve bu çift yönlülük maddenin özünü oluşturur. Bir yandan kişiyi inancını açıklamaya veya değiştirmeye zorlamak yasaktır; bu, iç forumu dışa vurmaya ya da bizzat dönüştürmeye yönelik baskıdır. Öte yandan kişinin inancını açıklamasını veya yaymasını engellemek de yasaktır; bu ise dışavurum özgürlüğünün (forum externum) susturulmasıdır. “Açıklamaya zorlama” ile “değiştirmeye zorlama” arasındaki ayrım önemlidir: ilkinde kişi sahip olduğu kanaati ifşaya mecbur bırakılır, ikincisinde kanaatin kendisi hedef alınarak terk ettirilmeye çalışılır. Birinci fıkranın en ayırt edici özelliği, seçimlik hareketin yalnızca cebir ve tehditle sınırlı tutulmasıdır. Kanun koyucu burada “hukuka aykırı başka davranış” seçeneğine yer vermemiştir; çünkü iç foruma —kişinin zihnine ve vicdanına— ancak iradeyi fiilen kıran bir baskıyla, yani fiziksel güç ya da ciddi bir kötülük tehdidiyle müdahale edilebileceği kabul edilmiştir. Dolaylı, idari ya da örtülü yöntemler bu fıkranın değil, olsa olsa diğer fıkraların kapsamına girebilir.
İkinci fıkra – dini pratiğin korunması. İkinci fıkra, inancın zihinden çıkıp davranışa dönüştüğü alanı, yani dini inancın gereğinin yerine getirilmesini ve ibadet ile ayinlerin —bireysel veya toplu— icrasını korur. Buradaki koruma, somut bir dini eylemin (namaz, oruç, dua, vaftiz, cenaze töreni, cemaat ayini, dini kıyafetin giyilmesi gibi) fiilen gerçekleştirilebilmesine yöneliktir. 2014 değişikliğinin getirdiği en kritik yenilik, hareket repertuvarına “hukuka aykırı başka bir davranış”ın eklenmesidir. Bu genişletme, dini pratiğin engellenmesinin pratikte nadiren açık cebirle, çoğu zaman ibadet mekânının kilitlenmesi, altyapının (elektrik, su, ses sistemi) kesilmesi, ya da hukuki dayanaktan yoksun idari yasaklarla gerçekleştiğini dikkate alır. Böylece fiziksel zor kullanmadan, ama hukuka aykırı bir tertiple ibadeti imkânsız kılan davranışlar da suç kapsamına girer.
Üçüncü fıkra – yaşam tarzının korunması. Üçüncü fıkra, 2014 reformunun tamamen özgün katkısıdır ve maddenin koruma alanını en dışa, yani kişinin günlük yaşam biçimine kadar taşır. Korunan değer, kişinin inanç, düşünce veya kanaatinden kaynaklanan yaşam tarzı tercihleridir. Bu fıkranın uygulanmasındaki belirleyici sınır, “kaynaklanma” bağıdır: korunan tercih, salt bir zevk veya alışkanlık değil, kişinin inanç veya kanaat dünyasının bir uzantısı olmalıdır. Beslenme biçimi, giyim-kuşam, sosyal ilişki tarzı gibi seçimler, inançtan türediği ölçüde bu fıkranın güvencesi altındadır. Tamamen estetik veya keyfî tercihler ise kapsam dışında kalır. Hareket repertuvarı, ikinci fıkrayla özdeş biçimde cebir, tehdit ve hukuka aykırı başka davranışı içerir.
Hareket repertuvarının fıkralar arası farkı, maddenin en sık gözden kaçan ama uygulamada belirleyici yönüdür:
| Fıkra | Korunan Değer | Cebir/Tehdit | Hukuka Aykırı Başka Davranış |
|---|---|---|---|
| f.1 | İç forum (inanç/kanaat açıklama-değiştirme) | Evet | Hayır |
| f.2 | Dini pratik (ibadet/ayin) | Evet | Evet |
| f.3 | Yaşam tarzı tercihleri | Evet | Evet |
Sonuç unsuru. Üç fıkra da netice suçu niteliğindedir; suçun tamamlanması için engellemenin fiilen gerçekleşmesi aranır. Yani failin baskısı sonucunda inanç açıklanamamış, ibadet yapılamamış ya da yaşam tarzı tercihi fiilen kısıtlanmış olmalıdır. Baskı uygulandığı hâlde mağdur direnerek inancını açıklamaya veya ibadetini sürdürmeye devam etmişse, sonuç gerçekleşmediğinden suç tamamlanmamış sayılır ve teşebbüs gündeme gelir.
2. Manevi Unsur (Fail, Mağdur, Hareket – Sonuç İlişkisi)
Fail. TCK 115 özgü (mahsus) bir suç değildir; herhangi bir gerçek kişi fail olabilir. Bununla birlikte failin sıfatı, suçun vasfını ve yargılama usulünü etkileyebilir. Failin bir kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak inanç hürriyetini engellemesi hâli, hem cezalandırmada ağırlaştırıcı bir olgu olarak değerlendirilir hem de soruşturma usulü bakımından farklılık yaratabilir; nitekim Yargıtay, kamu görevlisinin nüfuzunu kötüye kullanarak işlediği bu suçta soruşturma yetkisinin doğrudan Cumhuriyet savcısına ait olduğunu vurgulamıştır (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2019/8234 E., 2020/3763 K.).
Manevi unsur – doğrudan kast. Suç yalnızca doğrudan kastla işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin, mağdurun inanç, düşünce veya kanaat alanını ya da bunlardan türeyen pratiği bilerek ve isteyerek engellediği kanıtlanmalıdır. Kastın ispatındaki en hassas mesele, failin fiilinin inanç veya kanaate yönelik olduğunu öngörüp öngörmediğidir. Genel bir zorbalık ya da husumet ortamında, failin asıl saiki başka olup inanç beyanının bastırılması yalnızca dolaylı bir sonuç olarak ortaya çıkmışsa, bu fıkranın özel kastı tartışmalı hâle gelir. Bu nedenle yargılamada failin söylem ve davranışlarının inanç/kanaat boyutuna yönelik olup olmadığı titizlikle incelenmelidir.
Saikin rolü. Failin güdüsü —ailevi değerler, ideolojik bağlılık, ekonomik çıkar ya da samimi dini inanç— suçun oluşumunu engellemez. Failin “iyi niyetle”, mağdurun “kurtuluşu için” hareket ettiği yönündeki savunması, kastı ortadan kaldırmaz; çünkü korunan değer, mağdurun özgür iradesidir ve bu iradeye iyi niyetle de olsa zorla müdahale hukuka aykırıdır. Saik, yalnızca temel cezanın belirlenmesinde (TCK m.61) dikkate alınabilir.
Mağdur. Mağdur her gerçek kişi olabilir. Mağdurun yaşı, dava sürecindeki konumu bakımından önem taşır: suç tarihinde 15–18 yaş grubunda bulunan mağdurun şikayet hakkı ve kamu davasına katılma yetkisi bizzat kendisine aittir. Bu gruptaki mağdur duruşmada şikayetçi olmadığını beyan ederse, katılan sıfatı doğmadığından mağdur vekilinin temyiz hak ve yetkisi de bulunmaz (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2025/6616 E., 2026/2828 K.). Bu durum, mağdurun beyanının dava sürecindeki usulî sonuçlarını göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Hareket – sonuç (nedensellik) ilişkisi. Failin davranışı ile mağdurun inanç/pratik/yaşam tarzı alanındaki kısıtlanma arasında doğrudan bir nedensellik bağı kurulmalıdır. Mağdurun aynı sonuca failin baskısı olmaksızın da ulaşacağı (örneğin kendi iradesiyle ibadetten vazgeçtiği) durumlarda nedensellik kesilir ve suç oluşmaz. Bu bağın varlığı, mahkemenin gerekçesinde somut delillere dayalı olarak gösterilmek zorundadır.
3. Teşebbüs
TCK 115 netice suçu olduğundan teşebbüse elverişlidir; ancak teşebbüsün sınırı, “engelleme” sonucunun gerçekleşip gerçekleşmediğine bağlıdır. Fail, mağduru cebir veya tehditle baskı altına almasına rağmen mağdur direnerek inancını açıklamaya devam etmiş, ibadetini yapmış ya da yaşam tarzını sürdürmüşse, sonuç gerçekleşmediği için suç teşebbüs aşamasında kalır. Bu durumda TCK m.35 uyarınca cezada 1/4 ila 3/4 oranında indirim yapılır; teşebbüs hâlinde ceza teorik olarak 3 ay (alt sınırdan azami indirim) ile 2 yıl 3 ay (üst sınırdan asgari indirim) arasında belirlenebilir.
Uygulamada en tartışmalı nokta, kısmî engelleme hâlleridir. Mağdur, inancını yalnızca belirli ortamlarda gizlemek zorunda kalmış ama tümüyle bastırılmamışsa, ya da ibadetini eksik biçimde sürdürebilmişse, fiilin tamamlanmış suç mu yoksa teşebbüs mü oluşturduğu somut olgulara göre değerlendirilir. Yargıtay’ın benimsediği ölçüt, baskının mağdurun korunan hakkını fiilen sonuç doğuracak ağırlıkta kısıtlayıp kısıtlamadığıdır. Baskı, mağdurun davranışını gözle görülür biçimde değiştirmiş veya kısıtlamışsa tamamlanmış suç; yalnızca rahatsızlık vermiş ama korunan hakkın kullanımını engellememişse teşebbüs ya da suçun oluşmaması söz konusu olur.
4. İştirak
TCK 115, özellikle organize baskı grupları ve aile içi baskı bağlamında iştirak hükümleriyle iç içe uygulanır. İştirakin genel hükümleri (TCK m.37–41) bu suç bakımından aynen geçerlidir.
Müşterek faillik. Birden fazla kişi engelleme fiiline birlikte ve fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurarak katılırsa, her biri müşterek fail sıfatıyla tam cezadan sorumlu olur. Burada belirleyici olan, her bir kişinin fiilin icrasına somut katkı sunmasıdır; soyut destek veya olay yerinde bulunma tek başına müşterek faillik için yeterli değildir.
Azmettirme. Fiili bizzat işlemeyip başkasını engellemeye yönlendiren kişi, azmettiren sıfatıyla failin tabi olduğu ceza çerçevesinde sorumlu tutulur. Özellikle hiyerarşik yapılarda (aile, dernek, topluluk) talimat veren kişinin azmettiren olarak sorumluluğu sıkça gündeme gelir.
Yardım etme. Baskı ortamını hazırlayan, tehdidin iletilmesine aracılık eden veya maddi destek sağlayan kişi yardım eden sıfatıyla cezada indirim alır (TCK m.39).
İştirakin ispatındaki temel güçlük, üçüncü fıkra kapsamına giren aile içi baskı vakalarında ortaya çıkar. Birden fazla aile üyesinin farklı zamanlarda uyguladığı baskıların ortak bir suç işleme kararına dayanıp dayanmadığının, yani aralarında iştirak iradesi bulunup bulunmadığının kanıtlanması zordur. Bu durumda her bir kişinin katkısı bağımsız olarak değerlendirilir ve koordinasyon kanıtlanamadığında ortak sorumluluk yerine bireysel sorumluluk esas alınır.
5. İçtima
Fıkralar arası ilişki. Aynı fiil birden fazla fıkrayı ihlal edebilir; örneğin kişiyi inancını değiştirmeye zorlarken (f.1) aynı zamanda ibadetini de engelleyen (f.2) bir davranış mümkündür. Her üç fıkra da aynı ceza çerçevesini (1–3 yıl) öngördüğünden, tek bir fiille birden fazla fıkranın ihlali hâlinde fikrî içtima kuralları (TCK m.44) gereğince fail tek bir cezayla cezalandırılır; fıkraların birikmeli olarak uygulanması söz konusu olmaz.
Diğer suçlarla içtima. Engelleme eylemi sırasında ayrı suçlar da işlenmiş olabilir: kasten yaralama (TCK m.86), tehdit (TCK m.106), hakaret (TCK m.125) veya konut dokunulmazlığının ihlali (TCK m.116) gibi. Bu durumda her suç için ayrı hüküm kurulur ve ceza içtimaının genel kuralları uygulanır. Bu birleşmenin pratik açıdan en önemli sonucu, temyiz merciinin belirlenmesidir: TCK 115 ile birlikte daha ağır cezayı gerektiren bir suç (örneğin halkı kin ve düşmanlığa tahrik – TCK m.216) aynı iddianamede yer alıyorsa, Yargıtay iş bölümü kuralı gereğince temyiz incelemesi ağır suça bakan daireye geçer (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2025/4795 E., 2025/11360 K.).
Zincirleme suç. Aynı fail, aynı mağdura karşı aynı suç işleme kararıyla değişik zamanlarda birden fazla kez engelleme fiili gerçekleştirirse, zincirleme suç hükümleri (TCK m.43) uygulanarak temel ceza 1/4 ila 3/4 oranında artırılır. Süregelen baskıların tek bir suç mu yoksa zincirleme suç mu oluşturduğu, fiiller arasındaki zaman aralığı ve failin suç işleme kararının birliği gözetilerek belirlenir.
6. Uzlaşma
TCK 115 kapsamındaki suçlar uzlaştırma kapsamı dışındadır. Uzlaştırmaya tabi suçlar Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK m.253) sınırlı biçimde sayılmış olup, TCK 115 bu listede yer almaz. Bunun temel gerekçesi, maddenin koruduğu değerin salt bireysel olmayıp kamusal nitelik taşımasıdır: düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, toplumun ve hukuk düzeninin temel taşlarından biri olduğundan, mağdurun bireysel tasarrufuna bırakılmamıştır.
Bu nedenle suç re’sen (kendiliğinden) takip edilir; kamu davası savcılığın haberdar olmasıyla başlar ve mağdurun şikayetçi olup olmaması davanın açılmasını engellemez. Mağdurun şikayetçi olmadığını beyan etmesi, davanın takibini değil yalnızca mağdurun katılan sıfatıyla davaya katılma ve karara karşı kanun yoluna başvurma yetkisini etkiler (bkz. Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2025/6616 E., 2026/2828 K.). Buna karşılık mağdur ile sanığın barışması, zararların giderilmesi veya mağdurun samimi affı, mahkemece TCK m.62 kapsamında takdiri indirim sebebi olarak değerlendirilebilir; ancak bu, davanın düşmesini sağlayan bir araç değildir.
7. Görevli ve Yetkili Mahkeme
TCK 115’te öngörülen ceza bir yıldan üç yıla kadar hapis olduğundan ve bu üst sınır ağır ceza mahkemesinin görev eşiği olan on yılın altında kaldığından, ilk derece yargılaması Asliye Ceza Mahkemesi‘nde yürütülür. İstinaf incelemesi Bölge Adliye Mahkemesi’nin ilgili ceza dairesince yapılır.
Temyiz mercii Yargıtay 4. Ceza Dairesi’dir. Ancak bu kural mutlak değildir: TCK 115 ile birlikte daha ağır cezayı gerektiren bir suç aynı dosyada yer aldığında, temyiz yetkisi o ağır suça bakan daireye geçer. Bu nedenle sanık müdafiinin, dosyadaki suç vasıflarını ve hangi dairenin görevli olduğunu yargılamanın başından itibaren takip etmesi usulî açıdan önem taşır.
Yetki, suçun işlendiği yer mahkemesine aittir (CMK m.12). Failin yerleşim yeri veya mağdurun ikameti yetkiyi değiştirmez; belirleyici olan, engelleme fiilinin fiilen gerçekleştiği yerdir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin yerleşik uygulamasında vurgulanan en önemli usulî güvence, gerekçenin bireyselleştirilmesi ve delillere dayandırılması zorunluluğudur. Mahkemenin, sanığın eyleminin ve yüklenen suçun unsurlarının nelerden ibaret olduğunu, hangi delile neden üstünlük tanıdığını açıkça gerekçeye yansıtması gerekir. Önceki bir kararın aynen kopyalanması ya da bozma ilamının gereklerinin yerine getirilmeden yeniden hüküm kurulması, gerekçeden yoksunluk nedeniyle bozma sebebidir (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2024/2548 E., 2025/1542 K.).
| Parametre | Değer |
|---|---|
| Görevli mahkeme (ilk derece) | Asliye Ceza Mahkemesi |
| İstinaf mercii | Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi |
| Temyiz mercii | Yargıtay 4. Ceza Dairesi (ağır suçla birleşmede ilgili daireye devir) |
| Tutukluluğun değerlendirilmesi | Sulh Ceza Hâkimliği |
8. Yaptırım
Maddenin üç fıkrası da aynı ceza çerçevesine tabidir: bir yıldan üç yıla kadar hapis. İkinci ve üçüncü fıkralar, yaptırım bakımından birinci fıkraya atıf yaptığından ceza miktarı tüm fıkralarda özdeştir. Madde, seçimlik adli para cezası öngörmemiştir; yaptırım yalnızca hapis cezasıdır.
Temel cezanın belirlenmesi, TCK m.61 ölçütlerine göre yapılır. Hâkim; kullanılan baskı aracının ağırlığını (doğrudan fiziksel cebir mi, sözlü tehdit mi, yoksa dolaylı bir hukuka aykırı davranış mı), engellemenin süresini ve kapsamını, failin kastının yoğunluğunu ve güttüğü amacı değerlendirir. Tek seferlik ve etkisi sınırlı baskılarda alt sınıra, sistematik ve süreklilik gösteren ağır baskılarda orta ve üst sınıra yönelinir.
İndirim ve artırım sebepleri birbiriyle etkileşim içindedir. Takdiri indirim (TCK m.62), barışma, pişmanlık veya zararın giderilmesi hâllerinde 1/6’ya kadar uygulanabilir. Zincirleme suç (TCK m.43) hâlinde temel ceza 1/4 ila 3/4 oranında artar. Teşebbüs (TCK m.35) hâlinde ise ceza aynı oranlarda indirilir.
Erteleme ve seçenek yaptırımlar bakımından, cezanın üst sınırının üç yıl olması belirleyicidir. Mahkeme iki yıl veya daha az hapis cezasına hükmettiğinde, koşulları varsa TCK m.51 uyarınca cezanın ertelenmesi mümkündür. Özellikle ilk kez suç işleyen ve katılımı sınırlı kalan sanıklarda, alt sınırdan hüküm kurulup takdiri indirim uygulandığında sonuç ceza iki yılın altına indiğinden erteleme fiilen gündeme gelir. İki yılı aşmayan hapis cezalarının adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilmesi de TCK m.50 kapsamında değerlendirilebilir; ancak fiilin sistematik veya örgütlü niteliği, mahkemenin bu yöndeki takdir yetkisini daraltabilir.
Fıkra Karşılaştırma Tablosu
| Ölçüt | f.1 (İç forum) | f.2 (Dini pratik) | f.3 (Yaşam tarzı) |
|---|---|---|---|
| Seçimlik hareket | Yalnızca cebir/tehdit | Cebir, tehdit, hukuka aykırı davranış | Cebir, tehdit, hukuka aykırı davranış |
| Korunan değer | İnanç/düşünce/kanaati açıklama ve değiştirmeme hakkı | Dini inancı yaşama geçirme, ibadet/ayin özgürlüğü | İnançtan kaynaklanan kişisel yaşam seçimleri |
| Yasaklanan müdahale | Açıklamaya/değiştirmeye zorlama, açıklamaktan/yaymaktan men | İbadet veya ayini engelleme | Tercihe müdahale veya tercihi değiştirmeye zorlama |
| Hukuka aykırı başka davranış | Kapsam dışı | Kapsamda (2014 ek) | Kapsamda (2014 ek) |
| Ceza | 1–3 yıl hapis | 1–3 yıl hapis (f.1’e atıf) | 1–3 yıl hapis (f.1’e atıf) |
Kaynaklar
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu – m.115
- Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2024/2548 E., 2025/1542 K. — gerekçenin bireyselleştirilmesi zorunluluğu ve bozma
- Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2025/6616 E., 2026/2828 K. — 15–18 yaş mağdurun şikayetten vazgeçmesi ve temyiz yetkisi
- Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2025/4795 E., 2025/11360 K. — ağır suçla birleşmede görevli dairenin değişmesi
- Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2019/8234 E., 2020/3763 K. — kamu görevlisinin nüfuzunu kötüye kullanması ve soruşturma usulü
YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ E. 2009/26 K. 2011/915 T. 2.2.2011 • CEBİR KULLANMA ( Kamu Görevlisine Karşı Görevini Yapmasını Engellemek Amacıyla İşlenmiş İse Cebir Kullanma Suçunu Değil TCY.nın 265. Md.sinde Düzenlenen “Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunu” Oluşturduğu ) • GÖREVİ YAPTIRMAMAK İÇİN DİRENME ( Cebir Kullanma Eylemi Kamu Görevlisine Karşı Görevini Yapmasını Engellemek Amacıyla İşlenmiş İse Oluşturduğu – Cebir Kullanma Suçunu Oluşturmadığı ) • BİR KİMSEYİ SİYASİ DÜŞÜNCE VE KANAATLERİNİ AÇIKLAMAYA ZORLAMAK YA DA AÇIKLAMAKTAN MEN ETMEK ( Cebir Kullanmak Suretiyle İşlendiği Taktirde “Düşünce ve Kanaat Özgürlüğünün Kullanılmasını Engelleme Suçunu” Oluşturduğu ) • ZOR KULLANMAK ( Mağdurun Kollarından Tutmak Kolunu Bükmek vs. Gibi Temasla Mümkün Olduğu Kadar Belirli Mesafeden Bir Cismin Atılması Savrulması Vurulması Suretiyle de Gerçekleştirilebileceği )
YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ E. 2005/10694 K. 2007/5603 T. 13.6.2007 • DİN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ İHLAL ( Patrikhanenin Ruhani Olarak Rütbe Üstünlüğü Olduğu Düşüncesini İçeren Bir Savdan Hareketle Bulgar Ortodoks Kilisesinde Papaz Olarak Görev Yapan Katılanın “Ruhanilik Sıfatının Kaldırılması”na Karar Alınması Adı Geçenin Din Özgürlüğünü İhlal Niteliğinde Bulunduğunu Kabule Yeterli Olmadığı – Suçun Oluşmadığı ) • RUHANİLİK SIFATININ KALDIRILMASI KARARI ( Patrikhanenin Ruhani Olarak Rütbe Üstünlüğü Olduğu Düşüncesini İçeren Bir Savdan Hareketle Bulgar Ortodoks Kilisesinde Papaz Olarak Görev Yapan Katılanın “Ruhanilik Sıfatının Kaldırılması”na Karar Alınması Adı Geçenin Din Özgürlüğünü İhlal Niteliğinde Bulunduğunu Kabule Yeterli Olmadığı ) • FENER RUM PATRİKHANESİNİN STATÜSÜ ( Türkiye’deki Rum Azınlığın Bir Kilisesi Olarak Sadece Dini Yetkileri Haiz Bir Kilise Niteliğinde ve Antlaşmanın Azınlıkların Korunması Başlıklı 35-45. Maddeleri Çerçevesinde Mütalaa Edilmesi Gereken Dini Bir Kurum Olduğu ) • EKÜMENİKLİK İDDİASI ( Fener Rum Kilisesi Sadece Belli Bir Azınlığa Mensup Kişiler Üzerinde Dini Yetkileri Haiz Olan ve Tüzelkişiliği Bulunmayan Dini Bir Kurum Olduğu – İddianın Yasal Dayanağının Bulunmadığı ) • AZINLIKLARIN DİNİ ÖZGÜRLÜK SINIRI ( Patrikhanenin Ruhani Olarak Rütbe Üstünlüğü Olduğu Düşüncesini İçeren Bir Savdan Hareketle Bulgar Ortodoks Kilisesinde Papaz Olarak Görev Yapan Katılanın “Ruhanilik Sıfatının Kaldırılması”na Karar Alınması Adı Geçenin Din Özgürlüğünü İhlal Niteliğinde Bulunduğunu Kabule Yeterli Olmadığı ) • LOZAN ANTLAŞMASI ÇERÇEVESİNDE AZINLIK HAKLARI ( Fener Rum Kilisesi’nin Hukuki Statüsü – Dini Yetkileri Haiz Bir Kilise Niteliğinde ve Antlaşmanın Azınlıkların Korunması Başlıklı 35-45. Maddeleri Çerçevesinde Mütalaa Edilmesi Gereken Dini Bir Kurum Olduğu )
Av. İltan Ekmekçioğlu



