Depremin İnşaat Sözleşmesine Etkisi ve Sonuçları

Depremin inşaat sözleşmesine etkisini doğru kurmak için iki durumu baştan ayırmak gerekir; zira bunlar farklı hükümlere tabidir:

Senaryo Hukuki nitelik Uygulanacak rejim
Tamamlanıp teslim edilmiş yapının depremde hasar görmesi Ayıplı ifa Yüklenicinin ayıp sorumluluğu (TBK m.474-478)
Yapım aşamasındaki eserin/edimin depremden etkilenmesi İfa imkânsızlığı / aşırı ifa güçlüğü Mücbir sebep (TBK m.136), uyarlama (TBK m.138)

Bu yazının asıl konusu olan ve uygulamada en sık karşılaşılan ihtimal, birinci senaryodur: teslim edilmiş binanın deprem sonrası hasarı.

Deprem Hasarı Kural Olarak “Gizli Ayıp”tır (TBK m.477)

İş sahibi, eserin tesliminden sonra onu gözden geçirip ayıpları uygun sürede yükleniciye bildirmekle yükümlüdür (TBK m.474). Kabulden sonra ise yüklenici kural olarak sorumluluktan kurtulur — ancak bu kuralın kritik bir istisnası vardır:

“Eserin açıkça veya örtülü olarak kabulünden sonra, yüklenici her türlü sorumluluktan kurtulur; ancak, onun tarafından kasten gizlenen ve usulüne göre gözden geçirme sırasında fark edilemeyecek olan ayıplar için sorumluluğu devam eder.” — 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.477/1

İşte binanın taşıyıcı sistemindeki kusurlar — düşük beton dayanımı, yetersiz veya hatalı bağlanmış donatılar, yürürlükteki deprem yönetmeliğine aykırılık — tam da bu kategoriye girer. Bunlar teslim sırasında ilk bakışta görülemeyen, ancak deprem gibi bir olay vesilesiyle ortaya çıkan gizli ayıplardır. Nitekim Yargıtay, 2011 depreminde ağır hasar görüp yıkılan binalar bakımından, “gizli ayıbın ortaya çıkmasından sonra açılan bu davalarda zamanaşımının dolmadığını” ve binaların yapım tarihinde yürürlükteki 1975 Deprem Yönetmeliği’ne aykırılık taşıdığını esas alarak, statik proje müellifi, teknik uygulama sorumlusu ve yöneticiler aleyhine açılan davada iş sahibi malikler lehine bozma kararı vermiştir (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2023/2558 E., 2024/5099 K. (24.12.2024)). (Değerlendirme kararın gerekçesinden çıkarılmıştır.)

Klasikleşmiş içtihatta da aynı çizgi görülür: 2003 depreminde hasar gören binalarda, beton dayanımının düşük, etriye donatılarının yetersiz olması ve bunların 1975 Deprem Yönetmeliği’ne aykırılığı, gizli ayıp olarak nitelendirilmiş; onarım bedelinin yükleniciden tahsili yönünde iş sahibi lehine karar verilmiştir (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2011/2539 E., 2011/8023 K. (28.12.2011); aynı yönde 15. Hukuk Dairesi 2014/873 E., 2014/7072 K. (04.12.2014)).

Sorumluluğun Ölçütü: Yapım Tarihindeki Deprem Yönetmeliği

Yüklenicinin sorumluluğu, ölçüsüz bir “her koşulda dayanıklı bina” borcu değildir. Ölçüt nettir: yüklenici, binayı inşa ettiği tarihte yürürlükte bulunan deprem yönetmeliğine ve fen ve teknik kurallara uygun yapmakla yükümlüdür. Bu ölçüt iki yönlü çalışır:

  • Bina, yapım tarihindeki yönetmeliğe aykırı inşa edilmiş ve deprem bu aykırılık nedeniyle hasara yol açmışsa, yüklenici sorumludur.
  • Buna karşılık yüklenici, sözleşme tarihinden sonra yürürlüğe giren bir yönetmeliğin daha ağır standartlarına göre yapılacak güçlendirmeden sorumlu tutulamaz. Yargıtay, sözleşme tarihinden sonra yürürlüğe giren 1998 Deprem Yönetmeliği esaslarına göre yapılan onarım ve güçlendirmeden yüklenicinin sorumlu tutulamayacağını; ancak sorumluluğun yapım tarihindeki yönetmelik ölçütüyle araştırılması gerektiğini vurgulamıştır (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2008/6287 E., 2009/6360 K. (23.11.2009)). (Kararın gerekçesinden çıkarılan değerlendirme.)

Deprem Mücbir Sebep midir? Nedensellik Bağı Sorunu

Yüklenicinin en sık başvurduğu savunma, “zarar depremden doğdu, deprem ise mücbir sebeptir” iddiasıdır. Oysa mesele, zarar ile hukuka aykırı davranış (yönetmeliğe aykırı inşa) arasındaki uygun nedensellik bağının kesilip kesilmediğinde düğümlenir.

Görünürde zarar, depremin varlığıyla ortaya çıkmıştır; “deprem olmasaydı zarar da doğmazdı” denilebilir. Ancak asıl belirleyici olgu, yüklenicinin binayı depreme dayanıklı biçimde yapmamış olmasıdır. Buradan iki ihtimal doğar:

  1. Bina yönetmeliğe ve tekniğe uygun yapılmış, buna rağmen deprem nedeniyle yıkılmışsa: Zarar ile yüklenicinin davranışı arasındaki nedensellik bağı kesilir; bu durumda deprem mücbir sebep sayılır ve yüklenicinin sorumluluğuna gidilemez.
  2. Bina yönetmeliğe aykırı, kusurlu inşa edilmiş ve deprem bu kusur nedeniyle hasara yol açmışsa: Nedensellik bağı kesilmez; deprem yalnızca gizli ayıbı görünür kılan tetikleyicidir, sorumluluğu kaldıran bir sebep değildir.

Bu ayrım, TBK m.136’daki imkânsızlık (“borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebep”) ve m.112’deki kusur karinesiyle de örtüşür: borçlu (yüklenici), kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe zarardan sorumludur. Deprem, ancak binanın kusursuz yapıldığı hâlde yine de yıkılacağı ölçüde bir mücbir sebeptir.

İş Sahibinin Hakları (TBK m.474-475)

Gizli ayıp ortaya çıktığında iş sahibi, TBK m.475’teki seçimlik haklara sahiptir:

Seçimlik hak Açıklama
Sözleşmeden dönme Ancak eser iş sahibinin taşınmazı üzerinde yapılmış ve sökülmesi aşırı zarar doğuruyorsa bu hak kullanılamaz (m.475/son) — binalarda çoğunlukla mümkün değildir.
Bedelden indirim Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme.
Ücretsiz onarım / güçlendirme Aşırı masraf gerektirmedikçe, masrafları yükleniciye ait olmak üzere ayıbın giderilmesi (deprem hasarında en sık başvurulan yol).
Tazminat Genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı her hâlde saklıdır (m.475/2).

Uygulamada iş sahibi, çoğunlukla binanın onarım/güçlendirme bedelini ve bu kapsamdaki zararlarını yükleniciden tazmin yoluna gider. Ayıbın iş sahibinin talimatından veya kendisine yüklenebilecek bir sebepten doğması hâlinde ise yüklenici sorumlu olmaz (TBK m.476).

Zamanaşımı: 5 Yıl mı, 20 Yıl mı?

Deprem davalarının kaderini çoğu zaman zamanaşımı belirler. TBK m.478 taşınmaz yapılar için iki ayrı süre öngörür:

“…taşınmaz yapılarda ise beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.” — TBK m.478

Depreme dayanıksız bina inşası çoğu olayda ağır kusur oluşturduğundan, bu davalarda uzun (yirmi yıllık) zamanaşımı gündeme gelir. Yargıtay, eser sözleşmesinden doğan davaların kural olarak beş yıla; kasıt veya ağır kusur hâlinde ise uzun süreye tabi olduğunu ve zamanaşımının kesin kabulün onay tarihinden başladığını istikrarla kabul etmektedir (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2015/3965 E., 2016/1202 K. (24.02.2016)).

Geçiş kuralı: 15. HD’nin yukarıdaki kararı, sözleşme tarihi itibarıyla mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’na tabidir; orada ağır kusur hâlinde süre on yıldı (BK m.125). Yürürlükteki 6098 sayılı TBK m.478 ise bu süreyi yirmi yıla çıkarmıştır. Somut olayda hangi rejimin uygulanacağı, sözleşmenin/teslimin tarihine göre belirlenir.

Kimler Sorumludur? Sorumluluğun Genişleyen Halkası

Deprem hasarında sorumluluk yalnızca yükleniciyle sınırlı değildir; sorumluluğun hukuki temeli kişiden kişiye değişir:

  • Yüklenici: Eser sözleşmesinden doğan ayıp sorumluluğu (TBK m.474 vd.).
  • Proje müellifi, fenni mesul / teknik uygulama sorumlusu: Somut olayda bu kişiler de davalı gösterilebilir (6. HD 2023/2558 kararındaki gibi).
  • Yapı maliki: TBK m.69 uyarınca “bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür”; malikin, kusurlulara rücu hakkı saklıdır.

Bu noktada zamanaşımı bakımından önemli bir ayrım vardır: yüklenici yönünden sözleşmesel (istisna akdi) zamanaşımı işlerken, proje müellifi veya idare elemanları gibi sözleşme dışı sorumlular yönünden haksız fiil zamanaşımı uygulanır; eylem aynı zamanda suç oluşturuyorsa daha uzun ceza zamanaşımı devreye girer (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2017/346 E., 2017/2057 K. (15.05.2017)).

Yapım Aşamasında Deprem: İmkânsızlık ve Uyarlama

İkinci senaryoda, yani eser henüz tamamlanmadan deprem meydana gelmişse rejim değişir. Borcun ifası, yüklenicinin sorumlu tutulamayacağı bir sebeple imkânsızlaşmışsa borç sona erer (TBK m.136). Sözleşme ayakta kalmakla birlikte deprem, öngörülemeyen olağanüstü bir durum olarak ifa dengesini aşırı ölçüde bozmuşsa, yüklenici hâkimden sözleşmenin uyarlanmasını, bu mümkün değilse dönme/fesih hakkını isteyebilir (TBK m.138). Bu iki hüküm, tamamlanmış yapıdaki ayıp sorumluluğuyla karıştırılmamalıdır.

Davacı Vekili İçin Yol Haritası

  1. Ayıbı ve niteliğini tespit ettirin. Delil tespiti ve bilirkişi raporuyla hasarın, yapım tarihindeki deprem yönetmeliğine aykırılıktan (gizli ayıp) kaynaklandığını ortaya koyun.
  2. Yapım tarihindeki mevzuatı esas alın. Değerlendirmenin, binanın inşa edildiği dönemde yürürlükteki yönetmeliğe göre yapılmasını isteyin; sonraki yönetmeliğe göre değerlendirme sakatlık doğurur.
  3. Ağır kusuru vurgulayın. Depreme dayanıksız inşa, ağır kusur olarak uzun zamanaşımını (TBK m.478’e göre 20 yıl) devreye sokar; zamanaşımı def’ini bu argümanla karşılayın.
  4. Nedensellik savunmasını çürütün. “Deprem mücbir sebeptir” savunmasına karşı, binanın yönetmeliğe uygun yapılsaydı ayakta kalacağını ispatlayın; nedensellik bağı bu noktada kurulur.
  5. Sorumluları geniş belirleyin. Yüklenici yanında proje müellifi, fenni mesul ve gerektiğinde maliki (TBK m.69) davaya dahil edin; her biri için doğru zamanaşımı rejimini ayrı değerlendirin.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Deprem yükleniciyi sorumluluktan kurtaran bir mücbir sebep midir? Kural olarak hayır. Deprem, ancak bina yapım tarihindeki yönetmeliğe ve tekniğe uygun inşa edildiği hâlde yine de yıkılacaksa mücbir sebep sayılır. Kusurlu inşa varsa nedensellik bağı kesilmez ve yüklenici sorumludur.

Binayı teslim alıp yıllar sonra deprem oldu; hâlâ dava açabilir miyim? Genellikle evet. Deprem sonrası ortaya çıkan yapı kusurları gizli ayıp sayılır; yüklenicinin ağır kusuru varsa taşınmaz yapılarda zamanaşımı yirmi yıla kadar uzar (TBK m.478).

Zamanaşımı ne zaman başlar? Yargıtay uygulamasında, iş sahibinin açacağı davada süre kesin kabulün onay tarihinden işler.

Yüklenici “sonraki yönetmeliğe uygun değildi” diye sorumlu tutulabilir mi? Hayır. Yüklenici, ancak yapım tarihinde yürürlükteki yönetmeliğe göre sorumludur; sonradan yürürlüğe giren daha ağır standartların gerektirdiği güçlendirmeden sorumlu tutulamaz.

Sadece yüklenici mi sorumlu? Hayır. Proje müellifi, fenni mesul/teknik uygulama sorumlusu ve yapı maliki de (TBK m.69) sorumlu olabilir; ancak her biri için uygulanacak zamanaşımı rejimi farklıdır.

Depremin inşaat sözleşmesine etkisi, hukuken “kader” değil, kusur sorunudur. Teslim edilmiş bir binanın depremde hasar görmesi, çoğu zaman en baştan var olan ama gizli kalmış bir ayıbın ortaya çıkışıdır; deprem bu ayıbı görünür kılan tetikleyiciden ibarettir. Yüklenicinin sorumluluğu, binayı yapım tarihindeki deprem yönetmeliğine ve fen kurallarına uygun inşa edip etmediğiyle ölçülür. Davacı vekili için başarı, üç sütun üzerinde yükselir: ayıbın gizli niteliğinin ve yönetmeliğe aykırılığın ispatı, ağır kusura dayalı uzun zamanaşımının işletilmesi ve “mücbir sebep” savunmasının nedensellik bağı üzerinden çürütülmesi.

Kaynaklar

Yapıların fen ve teknik kurallara ve tabi olduğu 1975 tarihli Deprem Yönetmeliği hükümlerine aykırı, yani yasal yönden ayıplı inşa edildiği saptanmışsa ve bu ayıplar yapının tesliminden sonra, meydana gelen deprem nedeniyle oluşan hasarların incelenmesi sırasında anlaşılmışsa gizli ayıp niteliğinde olduklarının kabulünde zorunluluk vardır (TBK. md. 477). Gizli ayıp, kısa bir tanımlama yapmak gerekirse; eserin teslimi sırasında ilk bakışta görülemeyen, muayene ile hemen anlaşılamayan, sonradan kullanılmakla veya somut uyuşmazlıkta görüldüğü gibi deprem ve benzeri bir olay vesilesiyle ortaya çıkan ayıptır. Ayıplı iş ise vasıf eksikliğini ifade eder. O sebeple de vasıf eksikliği bulunduğu veya ayıplı inşa edildiği anlaşılan binalar nedeniyle yüklenicinin sorumlu olması gerekir. (1)

Bir kimsenin haksız eylem nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için, öncelikle hukuka aykırı bir eylemin bulunması, bir zararın meydana gelmesi, zararın meydana gelmesinde kusurun bulunması ve haksız eylemle zarar arasında da uygun nedensellik bağının olması gerekir. Zararla, hukuka aykırı eylem arasında, uygun nedensellik bağının bulunup bulunmadığı koşuluna gelince, zararlandırıcı sonuç, depremin meydana gelmesi ile gerçekleşmiştir. Başka bir anlatımla zarar, yüklenicinin yönetmeliklere aykırı davranmasının etkisi, ancak depremin meydana gelmesiyle oluşmuştur. Şu durumda burada tartışılması gereken konu, zararlandırıcı olan sonuca, yönetmeliklere uygun davranmamanın etkisi olup olmadığı üzerinde durmak gerekir. Bu bağlamda deprem olmasaydı, zararda meydana gelmezdi biçimindeki olgu göz önünde tutulduğunda, sanki zararın salt depremin varlığının bir sonucu olduğu düşünülebilir. Ancak görünürdeki sonuç böyle ise de, yüklenicinin binayı depreme dayanıklı durumda yapmamalarıdır. Eğer bina, yazılı bulunan yapı yönetmeliklerine ve teknik koşullara uygun yapılsaydı, buna karşın deprem nedeniyle yıkılsaydı, bu durumda, zararla hukuka aykırı eylem arasındaki uygun nedensellik bağı kesilmiş olacağından yüklenicinin sorumluluklarına gidilmeyecekti. Diğer bir anlatımla, yüklenicinin hukuka aykırı eyleminin, ileride bir zarar doğuracağı varsayımı ile bu nitelik ve kapsamda sorumluluklarına gidilmeyecekti.(2)

1-15. HD. 28.12.2011, 2539 8023;

YHGK, 08.10.2003, 474/545

2-7 HGK. 22.10.2003, 603/594

Av. iltan Ekmekçioğlu

Deprem Yönetmeliğigizli ayıpİnşaat HukukuTBK. md. 477
Önceki yazı
İnşaat Sözleşmelerinde Hakediş Raporları ve Alacağa Etkileri
Sonraki yazı
Götürü Ücretle Anlaşılan İşlerde Eksik ve Kusurlu Hizmetin Ücrete Etkisi
iltan122

İlgili Yazılar

Eylül 2026
P S Ç P C C P
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930